Aydemir, Antepli Ayni’den İznikli Kutbuddin’e, Sivaslı İbnü’l-Hümam’dan Kayserili Davud el-Kayseri’ye kadar uzanan çizginin güçlü bir medeniyet damarı taşıdığını vurguladı.
Aydemir, Bayburtlu Baberti ve Konyalı Konevi’nin düşünce alanında açtığı kapılara işaret etti ve Bursa’dan çıkan Bursevi’nin ilim geleneğini derinleştirdiğini dile getirdi. Tokatlı Mustafa Sabri’nin fikri duruşu ile Düzceli Kevseri’nin ilmî birikimini hatırlattı. Antalya’dan yetişen Elmalılı Hamdi Yazır’ın tefsir alanında ortaya koyduğu çalışmaları öne çıkaran Aydemir, Erzurumlu İbrahim Hakkı’nın irfan çizgisini ve İzmirli İsmail Hakkı’nın katkılarını da gündeme taşıdı.
ANADOLU’NUN İLİM HARİTASI
Aydemir, bu isimlerin her birinin farklı şehirlerde doğduğunu ancak ortak bir kültür damarında buluştuğunu ifade etti ve bu durumun Anadolu’nun ilim üretme gücünü ortaya koyduğunu belirtti. Bu sürecin yalnızca geçmişte kalan bir hatıra olmadığını, bugün de etkisini sürdürdüğünü vurguladı.
Aydemir, bu alimlerin ortaya koyduğu eserlerin sınırları aştığını söyledi ve İslam dünyasında geniş yankı bulduğunu dile getirdi. Bu birikimin dünya düşünce tarihine katkı sunduğunu ifade etti ve Anadolu’nun bu yönüyle güçlü bir merkez olduğunu değerlendirdi.
Toplumsal hafızada bu isimlerin yeterince yer bulması gerektiğini belirten Aydemir, ilim geleneğinin canlı tutulmasının önemine dikkat çekti. Eğitim süreçlerinde bu şahsiyetlerin daha fazla yer almasının yeni nesillere yön vereceğini ifade etti.
Aydemir, Anadolu’nun sadece coğrafi bir alan olmadığını, aynı zamanda bir fikir üretim sahası olduğunu vurguladı ve bu potansiyelin doğru okunması gerektiğini dile getirdi. Bu çerçevede milletin köklü bir geçmişe sahip olduğunu ve bu geçmişin dünya ölçeğinde bir etki oluşturduğunu belirtti.