Bir şehrin zenginliği yalnızca binalarında, yollarında ve köprülerinde aranmaz. O şehirde yaşayan insanların zamanı da büyük bir servettir.
Sabah erkenden evinden çıkan, işine yetişmek için iki araç değiştiren, akşam aynı yolu yorgunlukla dönen insanın hayatından eksilen dakikalar, çoğu zaman ekonomik istatistiklerin dışında kalır.
Oysa şehir ekonomisinin görünmeyen maliyetlerinden biri budur.
Ankara, Cumhuriyet'in başkenti olmanın yanında büyük bir üniversite, bürokrasi, sanayi ve hizmet merkezidir. Bu çeşitlilik, ulaşım sisteminin bütün parçaları arasında güçlü bir uyum gerektirir.
Metro yapmak önemlidir. Ancak istasyona varmak için uzun süre yürüyen, otobüs bağlantısını kaçıran veya güvenli geçiş bulamayan vatandaş açısından ulaşım sorunu tam anlamıyla çözülmüş sayılmaz.
Şehir planlamasının insan merkezli olması, teknik hesapların ihmal edilmesi anlamına gelmez. Tam tersine, mühendislik bilgisinin insanın günlük ihtiyacına hizmet etmesidir.
Bir istasyonun çevresindeki kaldırımlar, yaya geçitleri, duraklar ve mahalle bağlantıları projenin tamamlayıcı unsurlarıdır. Bunları sonradan düşünmek hem maliyeti artırabilir hem de vatandaşın hizmetten yararlanmasını geciktirebilir.
Büyük yatırımlarda başarıyı açılış törenlerinin büyüklüğüyle ölçmek kolaydır. Daha güç olan, hizmete girdikten sonra gerçek performansı izlemektir.
Bir güzergâhta ortalama yolculuk süresi ne kadar azaldı? Kaç kişi toplu taşımaya yöneldi? Yaşlılar ve engelli vatandaşlar hizmetten ne ölçüde yararlanabildi? İşte bu sorular, yatırımın toplumsal karşılığını gösterir.
Ankara'nın ulaşım geleceğinde asıl mesele, rayları uzatırken insanların hayatını kolaylaştırmaktır.
Çünkü şehirlerin gerçek gelişmişliği, insanına verdiği kıymetle anlaşılır.